E D İ T Ö R

E D İ T Ö R

günceye düşen haberler

Savaş ve Milli Reyting

7/3/2008
Kategori: avrupagazete

Arkadaşımı Türkiye’ye yolcu ederken girdiğimiz pasaport kuyruğunda ayaküstü sohbet ederken, arkamızda sıra bekleyen bir akranımın onu yolcu etmeye gelen iki arkadaşıyla yaptığı sohbete ister istemez kulak misafiri oldum. Türkiye’ye gitmek için sıra bekleyen bir siyahı işaret ederek “nereye gidiyor lan bu zenci? “ sorusunun tonlamasındaki aşağılamanın arkasından gelen “ Oğlum bunlar burada horoz, Türkiye’ye gelince mum kesiliyorlar, kesilmeyeni de biz kesiyoruz ” sözünün arkasından patlayan kahkahalar kesme ve kesilme üzerine kurulan espri anlayışının ne kadar doğal olduğunu da gösteriyordu. Evet, kesiyorduk bizim gibi olmayanları. Malatya’da misyonerlik yapıyorlar diyerek diri diri kesilen Hıristiyanları, arkadan vurularak öldürülen Hrant’ı ve karakolda polisin vurarak öldürdüğü siyahı düşündüm bir an. Sonra Türkiye’nin sınır ötesi operasyonunu, daha doğru bir deyimle savaşı ve bu savaşın bilânçosunu… Ve bu yazıyı yazarken Tarsus’ta emekli maaşlarına yapılan zammı almak için yaşlı emeklilerin kuyrukta nasıl birbirlerini ezdiklerinin görüntülerini içim parçalanarak seyrettim…

Açlığın ve yoksulluğun savaş tamtamları arasında duyulması elbette ki mümkün değil. Tıpkı BARIŞ diyenlerin seslerinin hiç duyulamayışı gibi…

 

Savaşa hayır demek, artık Türkiye’de gerçekten yürek istiyor.

Savaşa hayır dediğiniz anda üzerinize çullanan savaş çığırtkanları sizi hain olmakla, bölücü olmakla, satılmış olmakla damgalıyor ve şiddet sevenlerin hedefi haline getiriyor. Savaşa karşı olmanın suç olduğu bir toplumsal ironinin varlığı ise insani çileden çıkarıyor.

Parçalara bölünmüş cesetlerin gösterilmesini isteyen Babıâli ise bu şiddetin çığırından çıkmış yüzünü temsil ediyor. Ölü edebiyatı üzerine politika yapmayı geleneksel milli bir reyting davasının parçası haline getiren anlayıştan barışı inşa etmelerini umut etmek elbette ki süzme salaklık olacağından bu kısmı geçiyorum.

Barış istemek suç ve güçsüzlük, hatta korkaklık, savaşı istemek kahramanlık ve vatanseverlik ölçüsü olarak sunulunca, insanlığın evrensel değerleri de ters yüz edilmiş ve geri dönüşü olmayan bir toplumsal yok oluş başlamış oluyor.

Savaşı erdem sanan, bunu da bol soslu propagandayla yücelten düşünceden ise faşizm doğuyor. Çünkü faşizmin en güçlü silahı demagojidir. Demagoji bütün gerçekleri çarpıtarak kendi varlığını meşrulaştırır ve siz onu tartışmaya başladığınız anda hedef tahtasında delik deşik edilir, arkadan vurulur, linç edilirsiniz. Bu linç ise maalesef halk tarafından çılgınca alkışlanır. Güce tapmanın toplumsal ruh hali alkışlamaktır.

Eğer bir ülkede savaş tamtamları çalıyor ve reel gerçekler adı altında tamtamlara uygun adım ayak uyduruluyorsa, kılıfı hazırlanıyor ve ölmek ve öldürmek kutsanıyorsa oturup düşünmek zorundayız. Savaş tanrıları kurban olarak her zaman önce kendisi gibi düşünmeyenleri seçer. Sonra seçtikleri ile doymaz, kurbanların sayısı arttıkça doyumsuzluk artar, doyumsuzluk arttıkça önüne geleni yemeyi baslar. Geride ise korku imparatorluğu kalır. Herkes bir gün kendisinin kurban edileceği duygusunu yasamaya baslar. Korkunun dalga dalga büyüdüğü bir ortamda herkes kendi hasımlarını bölücü, hain, olarak savaş tanrılarına ihbar etmeye başlar. Kapıları çalınır birer birer ve savaş tanrılarını alkışlayanlar artik bir gün kurban olarak sunduklarını mumla aramaya başlarlar.

 

Bir savaş için harcanan çaba, güç, para, enerji, eğer toplumsal barışı kurmak için harcanmış olsa idi simdi ne kendi ülkemizin sürgün çocukları, ne ekonomik göçmenleri, ne de bulunduğumuz ülkelerin ikinci sınıf ezilenleri olacaktık. Ne çocuklarımız savaşlarda ölecek, ne de vatan millet sloganları atmak zorunda kalacaktık.

Ne siyahlardan nefret edecek, ne Hıristiyanları kesecek, ne de Hrantlar’ı arkadan vuracaktık. Ne aydınlarımız suikastların kurbanı olacaktı, ne de faili meçhul cinayetler doğacaktı. Ne gözaltında kayıplar olacak, ne de işkence görecektik…  

 

Eğer bir gün kendi savaşımızı sevmekten vazgeçip tüm savaşlara karşı çıkmayı başarabilir ve barış sloganlarını kol kola atmayı başarabilirsek işte o gün Türkiye barışın, demokrasinin ve özgür düşüncenin zenginliğini yaşamaya başlamış olacaktır. Çünkü demokrasi ve barış birbirinden ayrılmaz, olmazsa olmazdır. Biri yoksa, diğeri de yok demektir.

 

 www.avrupagazete.com

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
6 yorum yazilmistir

2008-04-03 20:06:22 - Bilgi

Yazan: kobieta
Biliyormusunuz,bu gün Türkiye'de emeklilere (maaşlar kuşa döndürüldükten sonra)emzirme yardımı yapılacağı açıklandı.O yaştan sonra doğurulabilir belki,hani torun yerine sevelim,hazır boş beleş duruyoruz deyip(emeklilerin başka bir işte çalışmaları halinde,biliyorsunuzdur maaşları kesilecek artık,verdiğimiz para fazla fazla yeter diye düşündükleri için,artık dinlenin diyorlar(sadece bizi düşünüyorlar,yanlış anlamayınız)Bunlar tamam da,aldı beni bir düşünce,verilen yardım 50 LİRA!!!!bez parasına yeter mi?Diyelim ki yetti,peki mama parası,hadi o da yetti,büyüyecek bebek(hoş zor biraz bu kadar kirlilik ve hormonlu gıdalarla)tamam:)))yazarken anladım,nasılsa büyümeyecek,bir iki sene seversiniz diyorlar.Bir kaç on yıl sonra İsrail'in hormonlu tohumlarından doğuracak halimiz kalmayacak nasılsa,şöyle son gürlüğümüz olsun diyorlar,tabi ya Erdoğan da bu yüzden''doğurun''diyor,biz anlamıyoruz söylediklerinin ardındaki ulvi amaçları:)))Sen yaz arkadaşım,her ne kadar aymasak ta,en azından dediydim dersin:)))
Bağlanti :: ::

2008-03-23 21:48:39 - :)

Yazan: başak
Şiddet hiç bir soruna köklü çözüm olmayacağı gibi, savaşın kazanan yada kaybeden tarafıda olmayacaktır.Emperyalizm malum kanla besleniyor.Silah ticareti,istikrarsızlaştırma planları vs vs.Bir sürü çıkar çatışması.İşte tamda bu noktada nerede duracağımızı bilmemiz lazım.Ya Kürt ve Türk halkları anti-emperyalist mücadelesini yüceltecek yada ısmarlama kara harekatları,Afganistan'a asker gönderme pazarlıkları yada benim ordum senin örğütünü döver deyip kendimizi avutup,her iki tarafın da daha nice ölümlerine göz yumacağız.
Bağlanti :: ::

2008-03-17 11:00:10 - İyi bir yazi, boş değil!

Yazan: isimsiz
Yorumlarınız dikkat çekici. Fakat savaş olmadan barış olmaz söylemini de yabana atmamak gerekiyor galiba. Diger taraftan savaşa aktarılan kaynaklar, barışa aktarılsa, dünyanın küreselleşen ekonomisi ve tröstler, kapitalistler buna izin vermeyecektir. Galiba asıl savaş bu. Ne dersiniz?
Bağlanti :: ::

2008-03-12 14:45:51 - :)

Yazan: başak
Savaş karşıtlığı ve PKK arasında öncelik olmaz.Marifet PKK ye ragmen savaş karşıtı olabilmekte yada Filistin'de ölen ne kadar insansa,K.Irak'ta ölende o kadar insan ve bir ülke güçlü ordusu,son teknoloji silahlarıyla bu kadar övünüyorsa yazıktır o ülkeye.Ki bizim övünecek çok şeyimiz yok.Şiddet ortak dilimiz olmaya devam ediyor ve yakında kaybedecek hiçbişeyimiz kalmayacak.Savaş en büyük insanlık ayıbı ve kaybıdır,aslolansa insandır.
Bağlanti :: ::

2008-03-10 10:30:10 - gecmiş gelecegın aynasıdır

Yazan: istanbulcocugu
savaş bir dünya ayıbıdır kanı kanla cözemeyız yazınız cok güzel bence abi gercek suki demokrasi en büyük güctür bizde dünya ya kendi demokrasimizle örnek olacagımıza türkiyede her insanın sevgıyle ve güvenle yasıyabılecgeını kanıtlıyacagımıza sadece kendi düsüncelerımızın dogru oldugunu düsşünerek faşişme her gün bir adım daha atıyoruz bu zıncırı kıracak tek bir güc varsa oda türk milletının saf ve iyi yüregi olacaktır ve lafa geldmimi hepimiz kardesiz derler bazıları hepmız adem havvadan geldık derler ama her gün ınsanlar ölür tartısılır
Bağlanti :: ::

2008-03-10 02:46:55 - konu cok yazabilene :)

Yazan: akasyalaracmadan
yazilarinizi takip ediyorum basarili yazilar lakin tasvip etmediklerimde olmuyo degil hani:) savasa hayir tabikide ama öncellikle PKK YA HAYIR....
Bağlanti :: ::

« Önceki - Sonraki »