E D İ T Ö R

E D İ T Ö R

günceye düşen haberler

" KANAYAN BENIM, KANATAN DA"

9/5/2008
Kategori: mavimelek_com

Bir midye kabuğunda saklı kaldı her şeyimiz; ve geride bıraktıklarımız ve bırakacaklarımız ve şu an her şey terk edip gidiyor yalnızlığımızın üzerinden. Kaç kez ölmüştük, kaç kez ıskalamıştı ecel? Ya da ıskaladığını düşünmek, şanslı olduğumuza dair bilinçaltının gerçekliği içinde nasıl bir yer bulmuştu hiç bilemedik. Açlıklarımız ise madeni bir paranın parıltısından bize düşmeyendi.
Uzandık bu yüzden dokunamayacağımız yerlere. Uzandıkça kısaldı değerlerimiz. Küçüldük hiç farkına varmadan. Parıltılı bir hayatın örselenmişliğinden geriye kalanlarla avunup, pahalar biçtik yalanlardan.
Özenle cilalanmış bir kuşağın içinden antiseptik argümanları aldığımızda hayatımıza, artık aykırıydık. Aykırı olmak ayrışmaktı…

Ayları yılları ve birikmiş tüm acıları bir sapana koyup savurmak vardı; ama bumerang gibi her defasında geri dönüp acıtmasından tecrübeliydik. Kendi kendimizin kara mizahını, kendi kendimizin orta oyununu kurmuştuk içimizde.
Şimdi karakalem sözlerden hayaller yaratıp umutlanıyoruz karınca kararınca. Gözlerimizin izlerinden kalanları sevmeyi ve yalnızlık molalarında küçük mutluluklarımızı kendimizle paylaşmaktan doğan tebessümleri, bir midyenin incisini saklaması gibi saklıyoruz.
Körpe mutluluklarımız, sevmelerimiz, aşklarımız çok değerli artık.
Oysa hiç farkına varmadan yadırgayıp, yadsıdığımız, ayıplayıp hiç yaşanmadan terk ettiğimiz duygularımız kaldı sadece yanı başımızda ve acemi kırılganlıklarımıza, kırmalarımıza aldırmadan tutuyorlar ellerimizi.
Ve ben artık üşümek istemiyorum…

Ne uykusuz gecelerin koluna tutunmak, ne de gölgemin yüreğinde sayıklayıp avazım çıktığı kadar haykırmak…
Sözlerimden kaleler kurup acımı bir başka acıya devretmenin ağır yükünü üstüme almak istemiyorum…
Bir dağ yeli gibi soluklanan kalbimi umut hırsızlarına armağan etmek istemiyorum…
Artık üşümek istemiyorum…

Biliyorum üstümü örtmek fobimden doğuyor duygularım… Biliyorum kanayan benim, kanatan da ben…
Virane bir fırtınada olan da… yüzüme çarpan rüzgârın kendisi de… gözlerimi kumla doldurup, kumla yıkayan da…
Bedenimin yamalı yaralarından okuyorum geçmişi. Tenimden kopardıklarımın izleri fısıldıyor kulağıma .
Duymaktan sağırım…

İçimden, içimizden doğan o çığlıklara bakıp korkmak istemiyorum…
Bir gökkuşağı faniliğinde kaybolup, akıp giden zamanın zincirlerini kırıp, yitik cevaplarımı duymak istiyorum…
Vurgun hayallerimde vurulmak, göz yağmurlarımızdan sıcak sevdalı imalara düşmek istiyorum…
Tel tel olan nefesimi duyumsamak ve ayak parmaklarımın altında sallanan sehpayı kendim tekmelemek istiyorum…
Sözlerimin beni çağıran celbini koyup arka cebime, soluğum kesilinceye kadar koşmak koşmak istiyorum…
Üşümek istemiyorum…

Biliyorum bir yerlerde bahar var.
Biliyorum bir yerlerde kaybettiğimiz duyguların taze karlara düşen ilk izleri var. Biliyorum bir yerlerde ifadelerimizin ak yüzleri bir yürek dilimi içinde gölgeleniyorlar…

Sayı: 25, Yayın tarihi: 09/05/2008

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

Yorum (2) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

" HAYAL PUSULASI"

9/5/2008
Kategori: mavimelek_com

"Hayal Pusulası" | Akın Olgun

Hayal etmek; pusulası yitirilmiş de olsa hayatın, kaybolmuş olsak da sonsuz bir karanlığın içinde, dolanıp dursak da labirentlerin usandırıcı koridorlarında, tutsak kalsak da dört duvarın arasında vazgeçemeyeceğimiz bir tutku, erteleyemeyeceğimiz bir yolculuk halidir çoğu zaman, hepimiz için.

Çünkü hayal ettiğimiz sürece vardır hayatın bir anlamı… Çünkü hayal ettiğimiz sürece katlanılabilir bu ceberut dünya. Hayallerini, umutlarını kaybetmeyenlerdir ancak "Hayat Pusulası"nın müdavimleri… Renkli bir atlasın üzerinde yok ülkelerin ayartıcı fısıltıları eşlik eder "Hayal Pusulası"nın gizemli ibresine… Şiir tadında retorikler, öykü tadında şiirler; haykırışlar, içten duyarlılıklar, öfkeler, isyanlar, çocukça mızıkçılıklar ve oyunun dışında kalma isteğidir "Hayal Pusulası"nın gösterdikleri…

"Hayal Pusulası"nı sizler için okuyacak bu bölümde Akın Olgun… Yolculuklarınıza eşlik edecek, yolculuklarına katacak hayallerinin en kuytu yerlerinden…

"Adları Saklıdır" kitabının da yazarı öykücü, şair, gazeteci Akın Olgun, imbiğinden süzülen kelimelerle, anaforunda imgelerinin, sonsuz uzak savruluşlarında "Hayal Pusulası"na bakacak ve gördüklerini anlatacak bu bölümdeki satırlarında…

 

Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

"BIR VARMISIZ , BIR YOKMUSUZ"

17/4/2008
Kategori: mavimelek_com

Nasil da tırmalıyoruz hayat kavgasında. Tırmaladıkça tükeniyor ömrümüz. Sonra çalmalarımız başlıyor aşktan, dostluktan, sevdadan, vicdandan… Üzerimizden geçen karanfil ölümler gölgelerimizde kayboluyor. Seslerimiz yitik ruhlarımıza dargın ve çıplaklıklarımız kendinden utangaç oluyor. En çok kırlangıçlar düşüyor göğsümüzün göç yolundan. Umutlar, umutlar için her gebelendiğinde vurgun yiyor yüreklerimiz. Bir sızı doğuyor beynimizin kör noktasından ve anılar kendisinden kalanları sayıklıyor. Tenden ayrılıyor tüm dokunuşlar… Ellerden eller, gözlerden gözler, sözlerden sözler ve kendi renklerinde ölüyor her ayrılışta menekşeler…

Sokaklardan topluyoruz çelimsiz kelimelerimizi… Heybelerimizde birkaç atımlık gururla vuruşuyoruz. Alacakaranlık hayaller canlanıyor çalınmış vakitlerimizden ve ılık bir rüzgâr dünden kalan yaralarımızı topluyor. Çatlamış dudaklar uzanıyor dudaklarımıza, nefesler nefeslerimizde tutuşuyor, bedenler bedenlerimizde, gözler gözlerimizde, diller dillerimizde…
Lâl oluyor hepsi de…
Karanlığın tortusu, aydınlık düşlerimizin üzerine yağıyor. Kaçtıkça yakalanıyoruz kötülüğün kolektif ağına. Çoğalan kâbuslarımızda, hizaya giren kırık acılarımızın seyir defterinde yazıyor gerçeklerin öteki hali. Sevdanın divanında ıslanan kirpiklerimiz titriyor. Masum olmaktan üşüyüp, çocukluklarımızın kimsesizliklerine yaslanıyoruz. Hep mutluluğa ramak kalan sözlerimizin hayal kırıklığında demlenip, dillerimizden dökülen sessizliklerde çoğaltıyoruz yenilgilerimizin "Ah"ını. Voltalar atıyoruz içimizin kuytuluklarında ve gün sayıyor içsel mahpusluklarımız. Özgürlüklere hasret düşen duygularımız yoksul, çelimsiz… Hepten vicdansız…

Her köşede bir gözyaşı, her köşede bir inleme duyuluyor. Dokunduğunuz her yaradan irin akıyor. Parçalanmışlıklar, mutsuzluklar, güvensizlikler kol geziyor. Saflık ve temizlik ruhlardan alınıp, yem ediliyor ego-kolik yaşamlara. Doğrular, bir bir terk ediyor insanları. Sonra sevdikleri, sevdaları, arkadaşlıkları…

Bu yüzden sevdiklerimizin yüzünden altın gözyaşları dökülüyor… Aşk, sokakta bir parça vicdan dileniyor. Kaşalot cilvelerin kahkahalı dualarına sevaplar, vefanın masumiyetine günahlar yazılıyor.
Sıvazlanmış yalanlar ise kulaktan kulağa yayılarak orospulaşıyor…
Her şey, umursamazlığımızda hiçliğini yaşayarak yitikleşiyor. Bu yüzden nereye baksak bir hiçlik zafiyeti, nereye dönsek sonsuz bir uzayış.
Bir beddua gibi ağır, bir beddua gibi sorumsuz, bir beddua gibi yok edici her şey.

Artık ne iyi niyetlerimiz bakir, ne de masumiyetlerimiz… Geleceğe kayıp notlar teslim edip, uzaklaşıyoruz kendimizden. Yalnızlığın iradesiz kuşatmasında, belirli belirsiz izler bırakıyoruz… Bir varmışız, bir yokmuşuz…

Sayı: 24, Yayın tarihi: 17/04/2008

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

" UTANMADAN YAZIYORUM..."

15/3/2008
Kategori: mavimelek_com

Gördüm ki fırtınada terk edilmiş bir geminin içinde biz de terk edilmişiz. Gemi denizin dibine doğru yapacağı son yolculuğu için çatırdayan gövdesini dinlerken, biz de beynimizin ve yüreğimizin çatırtılarına benzi atmış bir yüzle bakıyormuşuz. Hayallerimizin pusulası puslanmış ne yapacağımızı bilemiyormuşuz.

Yörüngesizmişiz…

Bir umutla son kez bakıyormuşuz ufka. Ufukta simsiyah bulutlar arasında bir ışık süzülüyormuş… Parlıyormuş gözlerimiz… Sevinçten ağlıyormuşuz ve avazımız çıktığı kadar bağırarak duymaları için çırpınıyormuşuz… O ışık birdenbire yok oluyormuş… Bir umut serabıymış, inanamıyormuşuz. Aldanmışız… Gemi batıyor biz de onunla batıyormuşuz… Gemiyi terk eden farelerden bile daha değersiz ve daha şansızmışız… Her şey bitti! Ölüyormuşuz…

Uyandım bir rüyanın ertesinde kalmış sıcak terimin bedenimi işgal eden ıslaklığıyla. Dağılmış saçlarımın arasından süzüldü düşüncelerim. Umudun orospuluğuna aldanıp bir kez daha umutlandım yeniden… Hayallerimin şaibesi kalkarken üzerimden, soğuk ve kanlı heyecanlarıma devrettim yarını… Kapı aralığından içime sızan esintiyi çekerken içime üşüdüm ve titredi yüreğim, titredi elim, titredi onurum… Titredim baştan aşağı… Sorguların kıytırık sorularıyla hesaplaşıp, uzandım yeniden yeryüzünün esaretine…

Avuçlarımda idamlık iç seslenişlerim kaldı. Yine isyancı, yine eziyet saatleri devraldım düşüncelerden.

Giderayak görgülerin gölgesine bırakıp söylenmemiş sözlerimi, kelimelerime şahadet getirdim… Düşüncelerim ki tanrısıdır kendisinin ve cümlelerim birbirine inanmaktan yorgun, birbirine inanmaktan ateist, birbirine inanmaktan sarhoştur… Şimdi serseri sokak köpeklerine yataklık edip, bir Zerdüşt şarkısına takılıp ardı sıra, sır denen karanlığı yırtarak, bezirgân düşüncelerin tefecilerini teşhir ederek ve illegal korkularımın yargısız infazını seyrederek uzanıyorum yaşamın gökkuşağına… Üstümü örtüyor masumiyetlerim ve her gece dargın ayrılan hasretlerim isyanına düşüyor paylaşımlarımın. Kaybolmuş yollarım çıkıyor karşıma, gözlerim izlerimi arıyor mutluluklarımın sığınağında. Kuytularda bıraktığım sevinçlerim gibi çırılçıplak utanıyorum… Kir tutmayan bedenimde çift dikiş yaralarımdan bakıp geleceğe, sayıklıyorum tüm habersiz gidişlerin, ayrılıkların, sevdaların adını…

Gözyaşlarımın zincirlerinden yaratıyorum kendimi, hayata mahkûmiyetimden, itirazlarımdan kuruyorum karşı koyuşlarımı. Acılarım kadar kanatıyorum anılarımı, ağrılarım kadar kıvranıyorum. Mecburiyetler yaratıp kendime dair, mahcubiyetlerle cezalandırıyorum. Bir adı yok sahipsizliğin, gecelerim gibi aidiyetsiz, sabahlarım kadar yorgunum…

Deccal ki çoktan inmiş bedenime… İçimde kıyamet gün sayıyor artık. Bu yüzden işte tam da bu yüzden, başıma bela yokluğunu, yokluklarımı ve yamalı sahiplenişlerimi alıyorum koynuma ve göğsümde uyutuyorum her şeye inat gözyaşlarımı. Nerde kaybolmuştum, nerde vurulmuştum bilmiyorum ama huzursuz ruhumu topluyorum felaketlerimden. Bir yalnızlık vakti yazıyorum özlemlerimi… Yokluğumu topluyorum gecelerimden… Rüyalarımdan çalıyorum sevinçlerimi ve utanmadan yazıyorum, yazıyorum kendimden miras kalan seslenişlerimi ve uzanıyorum gökkuşağının jartiyersiz yaldızlı esaretine…

akinolgun@mavimelek.com

Başa dön

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı