![]()
![]()
Yıllardır haklarındaki iddialarla, olaylarıyla, açıklamalarıyla hep gündemdeler. Son aylar da İngiltere gündemini sürekli meşgul eden Baybaşin ailesi İngiliz ve Türk basınının yeniden adlarından sıkça söz ettirmelerinin dışında, İngiliz polisini de oldukça meşgul ettiği bir gerçek. Uyuşturucu ticaretinden, haraç toplamaya, silahlı çatışmalardan, iç hesaplaşmalara varan ağır suçlarla hep isimleri bir arada anılıyor. Ailenin iki önemli ismi Hüseyin Baybaşin Hollanda’da, tekerlekli sandalyeye bağımlı olarak yaşayan Abdullah Baybaşin ise İngiltere’de cezaevinde…
Hüseyin Baybaşin’den sonra yerine geçtigi söylenen Abdullah Baybaşin'in de cezaevine girmesinin ardından, yine Londra’da yaşayan Mehmet Şirin Baybaşin sıradaki isim olarak isminden sıkça söz edilmeye başlandı.
Kendisini Londra’da bulduğumuz M.Şirin Baybaşin haklarında basına yansıyan iddiaları sorduk.
Hangi yıldan beri Londra’da yaşıyorsunuz ve Londra’yı seçmenizin özel bir nedeni varmı?
Buraya 1995'in ikinci ayında geldim. İngiltere’yi seçmememizin özel bir nedeni yoktur. Türkiye’de can güvenliğimizin olmayışı bizleri buraya yöneltti.
İngiltere’ye gelen uyuşturucunun %90'nını sizin kontrol ettiğiniz hem polis raporlarında hem de basında çokça yer aldı. Özellikle ağabeyin Abdullah Baybaşin in bu trafiği yönettiğine dair iddiaları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bakın bunların hepsi iddiadan ibarettir.Olayın özeti bundan iki yıl önce Nurettin Güvenin kardeşiyle birlikte göz altına alınan bir şahsın üzerinde uyuşturucu bulunmasıyla olay bizim üzerimize kaydırılmıştır.’süper itirafçı’ unvanı alan bu adam cezasının kesinleşmesinin ardından yüksek mahkemeye çıkarak ağabeyim hakkında inanılmaz şeyler söyleyerek kendini kurtarmak istemişti. Bu adamın yaptığı itiraflar üzerinden koca koca dosyalar hazırlanıp bizim önümüze sunuldu. Herkes yazıp çizdi. Özellikle ağabeyim Hüseyin Baybaşin in yaptığı açıklamaların ardından bizden intikam almak isteyenler bu olayı bahane ederek yaygara kopardılar. Bir ‘süper itirafçının’ kendisini kurtarmak için uydurduğu veya uydurtuldugu şeylerden dolayı bunlar yaşandı.
Ama ağabeyiniz Abdullah Baybaşin’in uyuşturucu, haraç toplama vb gibi suçları mahkemede kabul ettiği daha geçen hafta basına yansıdı.
Hayır ağabeyim uyuşturucuyla ilgili hiç bir şeyi kabul etmedi.
Uyuşturucu işinden katrilyonluk bir servetinizin olduğu doğru mu?
Nerde bu servet? Göstersinler kabul edeyim. Ağabeyim Hüseyin Baybaşin’in açıklamalarından sonra Hollanda hükümeti mal varlığımıza tedbir konulması kararı çıkarttı. Bizim burada Brighton şehrinde büyük bir otelimiz vardı. İngiltere Hollanda’nın isteği üzerine otelimize el koydu ve kısa bir süre sonra oteli sattı.Mahkemeye başvurduk ve davayı kazandık şu an devlet bize borçlu. El konulan otel Türkiye’de Çorlu da bulunan Un fabrikamızın ve Ankara’da 4 yıldızlı tamamlanmamış bir otelimizin satılarak elde edilen kazançla alınmıştır.Bunların hepsi belgeli ve kanıtlıdır. Paranın transferi vb her şey kayıtlıdır. Madem uyuşturucu parasıyla alındığını iddia ediyorlar o zaman neden bize geri iade ettiler? Kimse bunu sormuyor. İngiltere’de sadece 1994 yılında alınmış bir evimiz var bunun dışında hiç bir şeyimiz yok. Burada polis bana ait tam 8 milyar 14 milyon sterlinimin olduğunu söyledi bende onlara bu kadar parası olan bir insanı nasıl oluyor da sağdan soldan haraç topladığını söylüyorsunuz dedim. Yazılanlar ve söylenenlere bakılırsa Londra’da uçan kuşun hesabını bizden soracaklar.
Yani İngiltere’de hiç paranızın ve gayri menkullerinizin olmadığı söylüyorsun. O zaman burada nasıl geçiniyorsunuz?
Türkiye den kayıtlı banka yoluyla gelen parayla yaşıyoruz. Benim burada çalışma hakkım yok.Mahkeme bana oturum vermesine rağmen İç İşleri Bakanlığı yetkilileri hala benim belgelerimi mahkeme kararı olmasına rağmen bana teslim etmedi. Bu yüzden hala sürekli gidip imza vermek zorunda kalıyorum. Defalarca bu hukuksuzluğun giderilmesi için başvuru yaptık ve hiç bir cevap alamadık. Cebimde mahkeme kararı ile geziyorum.
Uyuşturucu trafiğiyle hiç bir alakanızın olmadığı söylüyorsunuz. Ama siz daha önce başka ülkelerde göz altına alındınız, bir çok olayda da isminiz geçti. Kısada olsa uyuşturucudan cezaevinde yattınız, örneğin İtalya vb.
Evet İtalya’da yargılandım tutuklu kaldım ama beraat ettim. Türkiye dahil olmak üzere toplam 3 yıl cezaevlerinde kaldım. Hepsinden beraat ettim .
Londra’da ‘Bombacılar, Tothenham boys’ gibi çeteleri yönettiğiniz bunları haraç vermeyenlerin üzerine göndererek iş yerlerini bastırdığınız bu yöntemle esnaf üzerinde baskı kurarak haraç topladığınız söyleniyor.
Hayır ne bombacıları tanırız nede bir alakamız var. Buna bakarsanız gecen hafta gazeteler hem Türkiye’de hem burada ağabeyim Abdullah Baybaşin in ve benim göz altına alındığımı yazdılar. Oysa ben herhangi bir nedenle göz altına alınmadığım gibi ağabeyim de göz altına alınması mümkün değil, çünkü zaten kendisi iki yıldır cezaevinde yatıyor. Burada üç dört kişi bir araya geliyor sağdan soldan bizim adımızı kullanarak para topluyor, birileri gidip sağı, solu basıp arkasından bizim yaptırdığımızı söylüyor,arkasından bir bakıyorsunuz peş peşe manşet haberler yapılıyor. Tüm bunların arkasında bir politik organizasyon var. Ellerindeki gücü bize karşı kullanıyorlar.
Bu guruplarla hiç bir bağımız yok diyorsunuz ama Haringey de (Türk Bölgesi) geçen yıl yaşanan bir çatışmanın içinde yer aldınız bu çatışmada bir kişi öldü dört kişi yaralandı.
Olay tamamen bir politik organizasyon tarafından bize karşı yapıldı. Hiç bir suçu olmayan bir insan olayda öldü ve çoluk, çocuğu perişan oldu. Polis katil diye birisini yakaladı ama, o şahıs mahkemede tarafından suçsuz bulundu. Asıl katil dışarıda poliste bunun kim olduğunu biliyor ve yakalamıyor. Ellerinde her türlü kanıt olmasına rağmen sonuç böyle. Ama her şey bizim üzerimize yıkılmaya çalışıldı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Malatya çocuk yuvasında meydana gelen kurum içi şiddetle ilgili Akın Olgun’un sorularını yanıtladı...
![]() |
‘Dertlerimizin, yaralarımızın üstünü ne kadar çok açarsak, dertlerimizi ne kadar açık yüreklilikle konuşursak o kadar çabuk çare buluruz.’
Kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu ile merkez Londra’da küçük bir otelde buluşuyoruz. Dünyada sosyal hizmet uygulamalarının en yüksek kalitede olduğu Britanya örneğini incelemek üzere çok yoğun bir program altında Salı günü Londra’ya gelen bakan izleyemediği ama bilgisi olan Malatya çocuk yuvasına ilişkin şiddet görüntülerini öğrenince sabaha kadar uyumamıştı. Üstündeki bakan kıyafetinin altında taşıdığı anne kimliği dehşetle irkilmiş ve göreve geldiğinden bu yana en hassas olduğu çocuklara uygulanan şiddete karşı açtığı sessiz savaşın nerelerde kilitlendiğini araştırmaya başlamıştı. Ve sabah bir çok önemli resmi görüşmeyi iptal edip, sadece Malatya olayına odaklanmıştı.
"Bir hukukçu olarak sorumluları gece yarısı görevden aldım .Malatya trajedisinden sonra bütün anneler gibi sabaha kadar uyumadım. Bir Bakan olarak sapkın, marazi olaylarla mücadele etmemizde sistemi nelerin kilitlediğini araştırdım. Dünyanın her yerinde münferit veya sistematik olarak yüreklerimizi acıtan şiddetle karşılaşabiliriz. Önemli olan buna karşı nasıl durduğumuzdur. Kurumlarımızda ortaya çıkan bu marazi olay sadece başlattıklarımıza yeni bir ivme kazandıracaktır. Yaralarımızın üstündeki örtüleri kaldırmamıza yardım ettikleri için programın yapımcılarına teşekkür ediyorum."
"Dokuz bin personelimiz var inanılmaz bir fedakarlıkla ve kolay kolay baş edilemeyecek koşullarla hayatlarını çocuklarımıza adamış personelimiz var.İnsan bu! Mutlaka aralarında hasta olanı, marazi olanı çıkacaktır.Önemli olan bununla nasıl mücadele ettiğimizdir. Önemli olan sorunlarımızı ve dertlerimizi açıkça, yüreklice konuşabilmek ve çarelerini birlikte bulabilmektir."
“Sokakta bir annenin çocuğu itmesi bile beni irkiltirken kendi çocuklarımın maruz kaldığı şiddet konusunda artık sessiz bir kampanya değil, çok daha acil bir seferberlik ilan etmemiz gerektiğini bir kez daha anladım. Bunun için deşifre yapımcılarına teşekkür ediyorum. Ancak Malatya görüntülerine bakarak bu kurumda çalışan ve olağanüstü fedakarlıkla çalışan personelimizi incitmemeye dikkat etmek zorundayız. Çünkü onlar şu anda her zamankinden çok daha özenli bir hassasiyetle görevlerinin başındalar. Hepimizi derinden yaralayan çocuklarımıza uygulanan şiddet konusunda bakanlığımıza düşen görev kadar gazeteci arkadaşlarımıza, sosyal hizmetler kurumları görevlilerine ve vatandaşlarımıza görev düşmektedir. Dertlerimizin, yaralarımızın üstünü ne kadar çok açarsak, dertlerimizi ne kadar açık yüreklilikle konuşursak o kadar çabuk çare buluruz. Ancak benim için olayın en önemli yanı sosyal hizmetler reform yasasını bir an önce çıkarıp, bizi kilitleyen elimizi kolumuzu bağlayan engelleri derhal ortadan kaldırmak meselesidir."
Bakan Çubukçu olayla ilgili kimi zaman ellerinin kollarının nasıl bağlandığını en iyi açıklayabileceğine inandığı güncel bir örnek anlattı. “Hatırlarsanız bir süre önce yetiştirme yurtlarından birinde kalan zihin özürlü bir genç kız hamile kalmış ve bir çocuk dünyaya getirmişti. DNA testi kanıtlı olarak olayın sorumlusunun bir görevli olduğu tespit edildi ve hem işten el çektirdik hem de mahkemeye verdik. Ancak bu görevli mahkemede berat etti. Mahkeme zihinsel özürlü bir genç kızın kendi rızası ile cinsel ilişkiye girdiğini kabul etti. Bu imkansız. Akli baliğ olmayan birisinin kendi rızası ile bunu yapabilmesi imkansız. Bu durumda görevli şimdi bize karşı göreve iade davası açacak ve muhtemelen de görevinin başına gelecek. Oysa özürlü bir genç kıza tecavüz etmiş birinden söz ediyoruz. Sistemin kilitlendiği her kapıyı tek tek sağduyu, psikolojik rehberlik ve sosyal kurallarla açmamız gerekiyor. Bunun için reformlarımız kapının eşiğinde. Yetiştirme yurtlarındaki çocuklarımız için acil bir seferberlik başlatmamız gerekiyor. Bir toplum çocuklar söz konusu olduğunda hele hele korunmaya muhtaç çocuklar söz konusu olduğunda ne politik ayrılıklar, ne dünya görüşü farkları hiçbir farklılığı dikkate almadan bütün kurumlar birbirinin görev sorumluluklarını tamamlayan bir çalışma sistemi kurarsak, sanıyorum çok kısa sürede çok iyi sonuçlara gideriz. Bu zaten başladığımız bir çalışmaydı, çok kısa bir süre sonra reformun başladığını birlikte göreceğiz."
Bakan Çubukçu, sözlerine şöyle devam etti. “Bildiğiniz gibi tam da bu nedenle İngiltere’deyim. Burada yapılan çalışmalar kimsesiz çocukların yüzde yetmişinin aile yanında yaşamayı tercih ettiğini gösteriyor. Bizdeki durum ise tam tersidir. Yüzde yetmiş korunmaya muhtaç çocuğumuz sosyal hizmet kurumlarında kalmaktadır." Çubukçu ayrıca, bu yuvalarda görev yapanları, devlet memuru oldukları için görevden alamadıklarını, ancak bu konuda yeni bir düzenlemeye ihtiyaç olduğunu vurguladı.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
-Bize Konya'dan başlayan yolculuğunuzdan kısaca bahseder misiniz?
Yirmi yıl önce Türkiye'ye gelen Claudia Roden'le ailece tanıştık.Roden, çalışmalarımı ilgi çekici buldu. 1985 yılında dil öğrenimi için İngiltere'ye gittim. Roden vasıtasıyla Oxford Besin Sempozyumu'na davet edildim ve birden kendimi dünyanın en ünlü yemek yazarları arasında buldum. Ağabeyim Feyzi Halıcı, Roden'le birlikte Türkiye'de Uluslararası bir yemek programı düzenlemeye karar verdiler. Mutfakta da ben olacaktım tabii ki... Oxford'a katılan ünlü bilim adamları iki yıl arayla düzenlenen ve beş kongreden oluşan bizim kongrelerimize katıldılar. Böylece Türk Mutfağı, yemek dünyasının en ünlü kişilerine Konya Turizm Derneği tarafından tanıtılmış oldu. 1989'da Jill Norman tarafından, Nevin Hailici's Turkish Cookbook yayımlandı ve Almanca’ya çevrildi. Şimdi ise Saqi Books Sufi Cuisine'i yayınladı. Bu nedenle buradayım.
-Sufi yemekleri fikri nasıl doğdu?
Konya'lı olup da Mevlana'dan etkilenmemek mümkün değil... Feyzi Halıcı ve arkadaşlarının 1950'lerde başlattığı anma törenleri zamanla gelişerek günümüze geldi. Her yıl 17 Aralık’ta ölüm yıldönümü yapılır. Konya'lı Mevlana ile nefes alır. Bu programların içinde bir kişi olarak elinizde olmadan etkilenirsiniz. Mevlana'yı okurken yemekle ilgili beyitleri dikkat çekiciydi. "Hamdım, piştim, yandım" diyen Mevlana, hayatının en önemli felsefesini yemek terimleriyle açıklıyordu. Yemek açısından okuduğum zaman inanılmaz bir zenginlikle karşılaştım ve Mevlevi Mutfağı böylelikle yazıldı.
-Londra'da kitabınızın tanıtım ve imza gecesi yapıldı ve Dünya yemek yazarları basşta olmak üzere bir çok değerli insan bu gecede bulundu. Bu gecede neler hissettiniz?
Evet, Türk kültüründe en yüce makam sahibi Mevlana'nın yemek dünyasını yurt dışına taşımış olmanın gururunu yaşadım. İlgiyi siz de gördünüz. Sufi Cuisine kitabımın tanıtım programlarında, büyük bölümü yakın arkadaşım olan ve yemek dünyasının en değerli kişilerinden oluşan dostlarımla bir arada bulunmaktan sonsuz memnuniyet duydum.
-Aşçılar "ülkelerinin kültür aynasıdır" dersek yanlış olmaz sanırım. Bu yanıyla yurt dışında aşçılık yapan gençlere ne önerirsiniz?
Yurt içinde veya dışında olan genç şeflerimize Feyzi Halıcı'nın bir şiiriyle cevap vereyim.
"Yoldur, kültüre mutfaktan girilir,
Bu köfteyi ölü yese dirilir".
Yemekle ilgili kültürel değerler tanınır ve iyi sunulursa, ölüyü diriltecek! yemekler ortaya çıkar. Genç şeflerimizin yemek kültürümüzü çok iyi bilmesi gerekir. Mevlevilikte bile dervişliğe açılan ilk yol mutfaktan geçer. Şeflerimize tatillerini Anadolu yemek zenginliğini tanıma yönünde değerlendirmelerini tavsiye ederim
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Gazeteci Sally Mustoe'dan Türk Mutfağı (Turkish Cookery)
Geçtigimiz aylarda, Londra’nın en tanınmış yayın evlerinden biri olan Saqi Books tarafından, Dünya’nın önde gelen yemek yazarlarının katılımıyla tanıtımı yapılan Nevin Halıcı’nın Sufi Cuisine kitabı, İngiltere'de 2005 yılının en iyi yemek kitabı seçilerek 'Gourmand' ödülüne layık görülmüştü.
Aynı yayın evi tarafından Gazeteci Sally Mustoe tarafından kaleme alınan ve Türk mutfağı uzmanlarının katkılarıyla hazırlanan Türk Mutfağı (Turkish Cookery) adlı kitap, yüze yakın seçkin davetlinin katılımı ve SOAS (School of Oriental and African Studies ) üniversitesinin ev sahipliğinde tanıtılarak vitrinlerde yerini aldı.
Mutfağın Ünlüleri
"Atatürk" kitabının yazarı Andrew Mango’nun, kitabın arka kapağında ‘muhteşem’ sözleriyle ifade ettigi ve bir ilk olarak Dünya ve Türk mutfağının önde gelen isimlerini buluşturan kitapta yer alan ünlüler.
Emre Aracı, Richard Cawley, Gönül Çilesun, Sally Clarke, Victoria Combe, Roz Denny, josceline Dimbleby, Sevim Gökyıldız, Nadir Güllüoglu, Handan Haktanır, Nevin Halıcı, Eric Hansen, Ainsley Harriott, Abdullah Korun, Mehmet Kurukahveciler, Turgut Kut, Nico Ladenis, Nigella Lawson, Raphada Lewis, Canan Maxton, Anton Mosimann, Sally Mustoe, Ahmet Örs, Belma Ötüş-Baskett, Hüseyin Özer, Ali Pasiner, Gary Rhodes, Claudia Roden, Tugrul Şavkay, Osman Serim, Semih Sömer, Berrin Torolsan, Lesley Waters, Jene Whiter, Antony Worrall Thompson, Vefa Zat ve Sami Zubeida.
Dünya Mutfağı Türklerin Elinde
Diğer yandan Londra'da Türk işletmecilerinin ve aşçılarının sadece Türk mutfağında değil, dünya mutfaklarına da hakim ve söz sahibi olduklarını kanıtlayan adımları ilgiyle takip ediliyor. Time Out dergisi, geçtiğimiz ay yayınladığı gidilecek en iyi yirmi restoran içinde yer alan Hakkasan (Çin Mutfağı) ve Orjinal Tagine (Fas Mutfağı) restoranları Türk İşletmecilerine ait olması bunun en iyi kanıtı olarak görülüyor.
![]() |
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı