E D İ T Ö R

E D İ T Ö R

günceye düşen haberler

6/6/2008
Kategori: avrupagazete

 

Siyasi Mahkûmlar Yok Ediliyor

 

ABD ulusal arşivinden çıkan ve Güney Kore’nin 1950 yılında gerçekleştirdiği katliamı gözler önüne seren belge ve fotoğraflara bakmak bile insanin kanını donduruyor…

 

7 bin siyasi mahkûmu öldürüp toplu mezarlara gömen Güney Kore askerlerini destekleyen Amerika ise bunları ulusal arşivinde saklayıvermiş.

Kim bilir daha neler saklıyorlar…

 

İnsanlık bu ayıbın altında ebette ki kalmayacaktır. Kalmayacaktır çünkü insanlık yaşanılan her şeyi fast-food hafızası içinde yok etmektedir. Böyle öğretildi bize.

Bu öğretiye göre hatırlamak iyi bir şey değildir, unutmak en güzel şeydir…

Biz Menderes hükümetinin Güney Kore’ye gönderdiği askerlerin de akıbetini bilmeyiz. Ama onlar üzerine yazılan bol kahramanlık destanları üzerinden şanlı ordu nakaratlarını tekrarlayıp dururuz…

 

Güney Kore savaşı üzerine bildiğimiz tek şey Güney Korelilerin bizi çok sevdiğidir. Türk görünce saygıyla önümüzde eğiliyorlarmış… Ne muhteşem bir onur… Amerikan askerleri cephe gerisinden savaşı yönetirken, Türk askerinin en ön cepheye sürülüp yok edilmesi, kurşunlarla delik deşik olması, ölenlerin şehit, kalanların gazi ilan edilerek üzerinden geçilip gidilmesi kimsenin umurunda değil. Hele Güney Korelilerin hiç umurunda değil. İnanmayan Güney Kore gençliğine bu soruyu sorabilir… Bakalım kaçı farkında yaşananların… Elbette ki onlara da öğretilmedi hiç bir şey… Elbette ki onlar da her yıl anmasını yapıp geçiyorlar üzerinden.

 

Savaş sürerken “Kahraman” Güney Kore askerleri savunmasız siyasi mahkûmları fırsattan istifade, onlara kendi mezarlarını kazdırıp, kurşuna dizip, birçoğunu ise diri diri toprağa gömmekle meşgulmüş. 7 bin siyasi mahkûmu bıkmadan usanmadan öldüren Güney Kore askerlerine kim destek vermiş, niye vermiş, niye vermişiz hiç düşündünüz mü?

 

Kendinizi bir cezaevinde, siyasi bir mahkûm olarak düşünün ve bir gün kapınızın açılıp kelepçelenip arkadan, kendiniz gibi olan yüzlerce insanla birlikte bir araziye götürüldüğünüzü… O arazide elinize verilen kazma küreklerle çukur kazdığınızı ve yeniden ellerinizin kelepçelenip o çukurun önünde kafanıza dayanan bir namluyu düşünün…  Ya da hiç bir şey düşünmeyin… Unutun gitsin… Unutmanın mutluluğun bir parçası olduğunu salık veren gazetelerdeki haberleri okuyup “aaaa insan unutunca mutlu oluyormuş” diyerek kendinizi kandırın… Kendimizi kandırmak ta bir mutluluk oyunudur nasıl olsa…

 

Şu vatan, millet edebiyatı örtüsünü kaldırdığımızda bizde neler çıkar Allah bilir. Zaten bir de öldürülenler siyasi hele de solcu ise hiç düşünmeyin. Onlar her zaman öldürülmesi gerekenlerdir. İtiraz edenler bir bilene sorsun, bir bilen bulamazsanız tarihin sayfalarını üşenmeden birazcık karıştırabilirsiniz. Çok uzağa gitmenize de gerek yok. Sadece cezaevlerinde kaç siyasi tutsak ölmüş ona bakmanız bile yeterli.

 

akin olgun

 

 

 

Kalıcı Bağlantı

"Biz ortalama Türk'ün partisiyiz”

7/5/2008
Kategori: avrupagazete

 

Tutarsızlığından ve kalıbından da anlaşılacağı üzere, söz, Basbakan Tayyip Erdoğan’ a ait. ABD'de yayımlanan Newsweek dergisine verdiği röportajda Tayyip Erdoğan partisini daha doğrusu kendisini böyle tanımlıyor ve ekliyor : "(AKP hükümeti) dindar bir insanın laiklik fikrini koruyabileceğini kanıtlıyor. AK Parti, sadece dindar insanlar için bir parti değil, biz ortalama Türk'ün partiyiz. Etnik milliyetçiliğe, bölgesel milliyetçiliğe ve dini şovenizme tamamen karşıyız. Türkiye, demokrasisi ile İslam dünyasının geri kalan kısmı için bir ilham kaynağıdır." (Radikal Gazetesi 5 Mayis 2008)

Diyor ama her nasıl oluyorsa “ortalama TÜRK ün partisi” oluyor… Buradaki ironiyi elbette ki “ortalama Türk” yani vasat olmayanlar anlayacaktır…

Yine röportaja paralel olarak aynı günlerde New York Times gazetesi ise Fethullah Gülen’in okullarından övgüyle bahseden bir yazıyı yayınladı. Tayyip Erdoğan’ın söylemleri ve Fethullah Gülen için New York Times Gazetesinde ortaya konan düşüncenin benzerliği kimse şaşırtmamalı aslında…

New York Times ; “Fethullah Gülen cemaatinin 'Türk okulları Pakistan'a ılımlı bir İslam sunuyor'  Gülen cemaatinin kurduğu Türk okullarının 'radikal İslam'ın olumsuz etkisini yumuşatmaya yardım edebileceği' ve bunun 'ABD dış politikası açısından da olumlu' olduğu vurgusu yapıldı.” (Radikal Gazetesi 5 Mayıs 2008)

Tabi asıl konumuz bu paralellik değil…

Başbakanın “ortalama Türk’ün partisi “ sözünü birazcık eşeleyerek ne demek istediğini anlamaya çalışmak…  Başbakan bu tanımı hangi felsefi, sosyal ve toplumsal zemini ele alarak ortaya atmıştır bunu anlamak zor. Zor çünkü hiç bir derinlik taşımamaktadır. Ama partinin ve kendisinin dünya görüşünü, darligini ve çapını çok iyi ifade etmektedir.

Geçmiş partilerin anlayışına bakıldığında AKP’nin onlardan hiç bir farkının da olmadığının bu sahibine özgü tanımlama ile anlayabiliriz… Çünkü onlar da bu anlayışın ürünüydü ve ürünün kalitesi ve politik mayası ayniydi… Menderes’ten, Demirel’e, Demirel’den Özal’a,  Özal’dan Çiller’e ve nihayet Tayyip e uzanan bu yolun taşları hep aynı fabrikadan çıkmıştır… Söylemleri de, tarzları da, demagojileri de özünde aynıdır. Değişen tek şey vitrindir… Bu durumda eğer AKP kapatılırsa yerine kurulacak partinin ismi belki de şimdiden Başbakanın tanımına uygun olarak seçilmelidir; “Vasat Türk Partisi” çok uygun olabilir.

 

Geçtiğimiz 1 Mayıs “ortalama Türk’ün Partisi”nin neler yapabileceğini de gözler önüne sermiştir. Gerçekten de başbakanın dediği gibi; Türkiye, demokrasisi ile İslam dünyasının geri kalan kısmı için bir ilham kaynağı olmuştur. Hatta İslam dünyası AKP’nin bu polis devleti anlayışını ayakta alkışlamıştır. Mesela İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah Ortalama Türkler partisinin seçebileceği en iyi, en karizmatik, en pala bıyık bir ‘’Ortalama Türk’’tür.

Ortalama bir Türk partisi demokrasiyi sadece kendisi için ister. Azınlıkları hem sever, hem söver. Sevme ve öldürme hakkı da kendine aittir. Ortalama bir Türk partisi asla şovenist değildir sadece tepesi attığında kendisinden olmayanları linç eder… Ortalama bir Türk partisi her şeyden ve herkesten şikâyet eder, şikâyeti kabul olmazsa minareyi kılıfına uydurur… Ortalama Türk Partisi

tepede iktidarın her türlü nimetlerinden faydalanır, çoluk çombalak ne varsa onlara pay eder, aşağıdakilere “Dini yaşayın” der…

Yani “ortalama Türk” kavramı AKP politikasına ve Başbakanın söylem ve davranışlarına bakıldığında gayet net olarak anlaşılabilmektedir.

Bu ise yeri gelince Kasımpaşalı, yeri geldiğinde salon adamı, yeri geldiğinde laik, yeri geldiğinde milliyetçi, yeri geldiğinde muhafazakâr, İslamcı, dinci, ilimci, Amerikancı, Arapçı, yani her telden çalan bir politika ve bu politikanın adamları olarak tarif edilebilir  “Ortalama Türk Partisi’’ denen şey…

 

Tıpkı Sezen Aksu’nun şarkısında dediği (durumu özetlediği) gibi;

 

Çok şeker hadi hop give me five
Küresel dünya, küresel life
Kes raconunu Amerikan havası
Sokak arası mafyası fight is fight
Hayt bre var mı yan bakan?
Delikanlılık öldü mü?
İmaj yeniledi sadece be babam
Şu adaptasyonu gördün mü?
Oh oh, suyundan da
Oh oh, şuyundan da
Oh oh, buyundan da
Koy koy
Dibe vuruyor herşey ta dibe
Analizi, sentezi var bir de
Doğudan, batıdan kop da gel
Do it, do it, just do it hadeeeee...

 

Akin OLGUN

 

Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

Devlet 1 Mayıs’ a Savaşa Gider Gibi Hazırlanıyor…

2/5/2008
Kategori: avrupagazete

Yine bir 1 Mayıs ve yine provokasyon tamtamları…  İsçi ve emekçilerin bayramını bir terör eylemi olarak gören devlet anlayışı her 1 Mayıs öncesi inanılmaz bir şekilde hortluyor ve “provokasyon olacak, aklınızı başınıza toplayın, marjinal örgütler sızacak” gibi ipe sapa gelmez söylemlerle açıklama üstüne açıklama yapıyor…

 

İsçi ve emekçilerin bayramını ineklerin, koyunların otlatıldığı alanlara hapsetmeyi layık gören bir devlet, onlara hangi gözle baktığını da göstermiş oluyor…

 

Elbette ki bu provokasyon söyleminde çok büyük bir haklılık var. Provokasyonları CIA dan çalınma yöntemlerle hayata geçiren bir devlet olunca söylem de doğru oluyor. Yine devlet eliyle organize edilen bir kışkırtma eylemi örgütlenip arkasından “gördünüz mü biz söylemiştik” diyebilme ihtimali ise oldukça yüksek. Bu yüzden 1 Mayıs’a savaşa gider gibi hazırlanan bir devletimiz var.

 

Taksim, işçi ve emekçilerin, bayramlarını kanlarıyla hak ettikleri bir alandır ve orada özgürce kutlama hakkına da sahiptirler. Taksimin bedelini fazlasıyla ödemiştir işçi ve emekçiler…

 

1 Mayıs’ ı yasadışı ve gayri meşru bir kutlama olarak göstermeye çalışanların kendileri gayri meşrudur. Gayri meşrudur, çünkü emek düşmanlığı yapmak zaten insan hak ve özgürlüklerinin karşısında durmaktır. İnsan hak ve özgürlüklerinin karşısında iseniz evet gayri meşrusunuz demektir.

 

Hükümetin bu konudaki tavrı ise durumu çok iyi tarif etmektedir. Bir başbakan işçi ve emekçilere yapılacak en büyük hakareti “ayak takımı” benzetmesiyle yaparak daha baştan kendi gayri meşruluğunu ilan etmiştir. “Padişahım çok yaşa “ şakşakçıları arasında gerçekten kendisini padişah zanneden bir zat, elbette ki bu söylemi çok rahat yayabilir. Hiçte şaşırtıcı değildir. Bilmediği ise, krallar, imparatorlar yıkanlar, tarihe yön verenler bu “ayak takımı’’ bu  ‘‘baldırı çıplaklar” dır.

 

Yolsuzluklarının faturasını emekçilerin haklarını gasp ederek çıkarmaya çalışan hükümet elbette ki hak ve özgürlükler düşmanı olacak ve zor kullanacaktır. Taksim korkusunun sebebi işte biraz da burada yatmaktadır. AKP ırkçı yüzünü hak ve özgürlükler mücadelesinin her aşamasında göstermiştir. Demokrasiyi demokrasiyle yıkmaya çalışan ve kendi soygun ve gerici sistemini yerleştirmeye çalışan AKP kendi kadrolarından oluşan bir polis devleti inşa etmiştir. Tek amacı vardır kendisi gibi düşünmeyen herkesi susturmak...

 

Amerika’nın bir zamanlar komünizm tehlikesi adi altında ürettiği politika olan “yeşil kuşak” projesini, AKP simdi kendi projesi olarak hayata geçirmektedir. AKP nin yeşil kuşak projesi adım adım çok güçlü Arap destekli sermaye ile hayata geçiyor. Bu durumun önündeki tek engel ise hak ve özgürlükler mücadelesinin içerisinde olan güçlerdir…

İşte 1 Mayıs bu yüzden hükümeti daha çok korkutmaktadır. Kendisi gibi düşünmeyen yüz binlerce insanin bir arada olması tek çoğunluğun kendileri olmadığını gösterecektir. Kendisi dışında hiç bir ‘‘güç’’ e tahammül edemeyen AKP nin korkusunu Taksim büyütmektedir.  

 

Bu “ayak takımı”nın yüz binler olup tek bir ses olarak gürlemesi sanırım her yerde kendi borazanını öttürmeye alışık olan AKP nin çok canını sıkacaktır. Tekke ve Tarikat kültüründen doğan biatçılıktan koca bir soygun imparatorluğu kuran AKP ye her şeyin kendi istedikleri gitmediğini 1 Mayıs çok iyi gösterecek, ve hatta uygulayacağı ‘‘zor’’ kendisini vuracaktır diyebiliriz.

 

 Akin OLGUN

 

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

‘Oğluma iyi bak, kendine iyi bak’

22/4/2008
Kategori: avrupagazete

‘Oğluma iyi bak, kendine iyi bak’

 

Şeriatın kestiği parmak acımaz diyerek meşrulaştırılan infazları düşündünüz mü hiç? Peki, parmakları, elleri, kolları şeriat adına kesilen binlerce insanin nasıl yaşadığını düşünmek acıtır mı içinizi?

 

Acıtıyor benim içimi. Hem de çok.

Simdi yine içimizden birinin alacaklar canını.

Antakyalı Alevi bir ailenin çocuğu olan ve Suudi Arabistan’a ailesine bakabilmek için çalışmaya giden binlerce insanımızdan birisidir Sabri Boğday.

Yirmi altı yaşındaki Sabri Boğday “dini değerlere küfretmek” suçundan idama mahkûm edildi. Aylar sonra eşini telefonla arayabilen Sabri Boğday’ın dilinden ‘Oğluma iyi bak, kendine iyi bak’ diyen sözleri duyulabildi.

Şimdi bir cellâdın elinde son bulacağı idamını bekliyor.

Simdi şeriat adına bir baş alınıp Suudi Krallığına altın bir tepside sunulacak.

Bir Mısırlı terzinin yalancı şahitlik yapıp sonra ortadan yok olan tanıklığına dayanılarak öldürülecek Sabri.

 

Şeriatın kestiği parmak acımaz mı?

 

Acıyor Sabri’nin içi… Acıyor annesinin içi… Acıyor eşinin içi… Dostlarının, arkadaşlarının, sevdiklerinin içi acıyor…

 

Dinden bir korku imparatorluğu kuran Suudi Hanedanlarına dokunmuyor şeriat Sabri.

Onlar Allah adına sistem kurup, Allah adına kesip, Allah adına kararlar verip yeşil Amerikan dolarları ile hüküm sürüyorlar.

 

Simdi seni asıp aklayacaklar dolarlarını. Şimdi seni asıp ibreti âlem için “sonunuzu görün” diyecekler.

Onlar Milyonların şahitliği önünde “büyük şeytan”la el ele verip küfrediyorlar dinlerine. Şeriat onların parmağını kesemiyor Sabri. Bu yüzden acımıyor canları.

 

Şeriat yasalarının bir sınıfın çıkarlarını korumak için uygulandığını kimse konuşmuyor Sabri. Konuşamıyor. Konuşanların kelleleri petrolden yapılan totemlere kurban ediliyor…

Balçıkla sıvanmıyor gerçekler fakat dinle sıvanıyor bir güzel.

 

Ya bizimkiler?

 

Eğer seni Avrupalılar assaydı, ya da bu kararı verenler Hıristiyanlar olsaydı çoktan ayaklanmış meydanları doldurmuşlardı.

Asan Müslüman, asılan da Müslüman hem de ‘‘öteki Müslüman’’ olunca “ne yapalım şeriatın kestiği parmak acımaz” diyorlar sessizce. Maalesef bir türban kadar değerli değil yaşamın. 

 

Şeriatın kestiği parmak acımaz mı?

 

“Oğluma ve kendine iyi bak” diyerek idamını bekleyen bir babanın canı acıyor… Sevdiklerinin canı acıyor… Onun için koşturan, vicdani olan herkesin canı acıyor… Benim canım acıyor…

 

 Akin OLGUN/Avrupa Gazete

 

Yorum (3) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı